| XXIV. ULUSAL BİYOKİMYA KONGRESİ 25 – 28 EYLÜL 2012 |
|
Değerli Meslekdaşlarım,
Sizleri 25-28 Eylül 2012 tarihlerinde, Hazreti Mevlana’nın kenti Konya’da Dedeman Otel’de yapılacak olan XXIV.Ulusal Biyokimya Kongresi ve Kongre öncesinde gerçekleştirilecek olan çalıştaylara katılmaya davet etmekten onur duyuyorum. Bu Kongre’de de Kongre öncesinde genç meslektaşlarımıza yararlı olacağına inandığımız en az iki çalıştay organize etmeyi planladık. Bu çalıştayların konusu sizlerden gelecek istekler doğrultusunda belirlenecektir. Olanaklar ölçüsünde sınırlı sayıda katılımcı kabul edebileceğimiz bu çalıştaylara, genç arkadaşlarımızın geç kalmadan kayıtlarını yaptırmalarını öneririm. Kongremizin açılış dersi için hem temel hem de klinik biyokimya alanında çalışan meslektaşlarımızın yararlanacağı bir konuşmacının arayışı içindeyiz. Ayrıca Prof. Dr. Sevil Atasoy “keynote” konuşmacı olarak bilimsel programda yer alacaktır. Her zaman olduğu gibi, kongrede temel ve klinik (tıbbi) biyokimyanın güncel, ilgi çeken ve yenilik taşıyan konuları birbiriyle bağıntılı olarak ele alınacaktır. Kongre kapsamı, konu ve konuşmacılar konusunda sizlerden de öneriler bekliyoruz. Bu Kongre’de uzun konuşmaların yanı sıra, genç meslekdaşlarımızı özendirmek amacıyla, kısa konuşmalar ve sözlü sunumlar için önemli bir zaman ayrılmıştır. Genç katılımcılara, kısmi yol ve kalacak yer desteği sağlamak üzere TUBITAK’a başvuru yapılacaktır, lutfen şimdiden Dernek’e başvurunuzu yapınız. Kapanış sırasında, Bilimsel Komite tarafından seçilmiş on poster arasından, kura ile belirlenen bir katılımcıya, “laptop” diğer dokuz katılımcıya ise kitap hediye edilecektir. Ayrıca, orada bulunan katılımcılar arasından, kura ile belirlenecek, beş meslektaşımız TBD 2013 yılı Kongresine katılım ücreti ödemeden katılabileceklerdir. Kongre’de sunulan tüm çalışmalar, SCI Expanded, Journal Citation Reports/Science Edition, Chemical Abstracts, Directory of Open Access Journals, Index Copernicus, EmbaseScopus, indekslerinde indekslenen “Turkish Journal of Biochemistry-Türk Biyokimya Dergisi”, özel sayısında yer alacaktır. Biyokimya ve ilgili tüm alanlarda yeni bilimsel gelişmelerin paylaşılacağı bu bilimsel toplantıların gerçekleştirilebilmesi için maddi desteklerini esirgemeyen ve teknolojik gelişmeleri standlarına taşıyarak laboratuvarlarımızın çağdaşlaşmasına katkıda bulunan diyagnostik firmalarını da 24. Ulusal Biyokimya Kongresi’nde, tüm meslekdaşlarımızla birlikte aramızda görmekten mutluluk duyacağımızı belirtmek isterim. Saygılarımla, Prof. Dr. Nazmi Özer |
Proteinler, çeşitli etkilerle denatüre olurlar. Bir proteinin denatürasyonu, molekülündeki yan bağların yıkılması ile polipeptit zincirin katlarının açılması, gelişigüzel kangallanım yapısına dönüşmesi, sonra yeni bir biçimde yeniden katlanması olayıdır.
Bir proteinin denatürasyonu, proteinin tersiyer yapısının bozulması, sekonder ve primer yapısının korunması biçiminde olursa reversibl (geri dönüşümlü)’dür. Denatüre olmuş bir proteinin tekrar eski haline dönmesine renatürasyon denir:
Bir proteinin denatürasyonu, proteinin tersiyer ve sekonder yapısının bozulması, yalnızca primer yapısının korunması biçiminde olursa irreversibl (geri dönüşümsüz)’dür.
Bir proteinin denatüre olmasıyla fiziksel ve kimyasal özelliklerinde değişmeler görülür. Proteinin çözünürlüğü çok azalır, biyolojik aktivitesi kaybolur.
Bir proteinin denatürasyonu, çoğu kez hidrojen bağlarını yıkan etkilerle olur. Bir proteinin denatürasyonuna neden olan etkiler şunlardır: Isı, X-ışını ve UV ışınlar, ultrason, uzun süreli çalkalamalar, tekrar tekrar dondurup eritmeler, asit etkisi, alkali etkisi, organik çözücülerin etkisi, derişik üre ve guanidin-HCl etkisi, salisilik asit gibi aromatik asitlerin etkisi, dodesil sülfat gibi deterjanların etkisi.
2) Proteinler, amfoter maddeler yani amfoter elektrolit veya amfolittirler; hem asit hem baz gibi davranma özellikleri vardır.
Bir protein molekülü, her protein için farklı ve karakteristik olan, proteindeki elektriksel yüke sahip R- gruplarının sayıları ve elektriksel yüklerinin çeşidi tarafından belirlenen ve izoelektrik nokta diye tanımlanan bir pH değerinde iyonlaşmış fakat dış ortama karşı elektriksel yönden nötral bir yapıdadır:
10
(H2N-⋅⋅⋅⋅⋅-COOH) ↔(H3N+-⋅⋅⋅⋅-COO−)
Bir protein molekülü, izoelektrik noktasından düşük pH ortamında pozitif yüklü katyon (H3N+-⋅⋅⋅⋅-COOH) şeklinde bulunur; izoelektrik noktasından yüksek pH ortamında ise negatif yüklü anyon (H2N-⋅⋅⋅⋅-COO−) şeklinde bulunur.
Proteinler, amfolit olma özellikleriyle ilgili olarak da çeşitli özelliklere sahiptirler:
a) Proteinlerin hem baz hem asit bağlama özellikleri vardır. Bir proteinin baz bağlama yeteneği, amino asit kalıntılarının R- yan zincirlerindeki asidik grupların sayısına bağlıdır; asit bağlama yeteneği de amino asit kalıntılarının R- yan zincirlerindeki bazik grupların sayısına bağlıdır.
b) Proteinlerin hem negatif iyon hem pozitif iyon bağlama özellikleri vardır. Proteinlere bağlanan birçok iyon suda çözünmez tuz oluşturur ve protein çöktürücü olarak etkilidirler.
Triklor asetik asit, pikrik asit, tungstik asit gibi çok kullanılan protein çöktürücülerinde asitlerin anyonu, katyonlaşmış proteinlerle birleşir.
Hg2+, Fe3+, Zn2+ gibi ağır metal katyonları anyonlaşmış proteinlerle birleşir ve protein çöktürücü olarak etki ederler.
Cu2+, Ni2+ gibi bazı ağır metal katyonları, geleneksel tuz oluşumu yerine proteinle koordinasyon kompleksleri oluştururlar.
c) Proteinlerin su bağlama ve bağlı suyu verme yetenekleri vardır. 1g protein, yaklaşık 0,3-0,5 g su bağlar.
Etanol, aseton, nötral tuzlar gibi çok hidrofil maddeler, bir proteinin bağladığı suyu çekerek protein çöktürücü olarak etki ederler.
d) Proteinler, elektriksel alanda farklı hızlarda göç ederler. Bu göç, izoelektrik noktalarından düşük pH’larda katoda; izoelektrik noktalarından yüksek pH’larda anodadır. Proteinlerin elektriksel alanda göçme hızı, net elektrik yüklerine ve ortamın pH değerine bağlıdır. Bir protein, elektriksel alanda, izoelektrik noktasına eşit pH ortamında her iki kutup tarafından eşit kuvvetlerle çekilir; hiç bir kutba göç etmez; hareketsiz kalır.
3) Proteinler, polipeptit zincirindeki peptit bağlarının su girişi ile yıkılması sonucu hidroliz olurlar. Proteinlerin kısmi hidrolizi ile proteozlar, peptonlar ve peptitler oluşur; tam hidrolizi ile amino asitler oluşur.
Proteinlerin hidrolizi, kaynatma, asit etkisi ve enzim etkisiyle olabilir. .................More Read....
AMTİKOAGÜLANLAR
Dolaşımda bulunan kan, plazma dediğimiz sıvı ve bu sıvı içerisinde süspansiyon halindeki hücrelerden ibarettir. Kanda bulunan hücreler, eritrositler, lökosKler ve trombositler (plateletler) dir. Bu elemanlar total kan hacminin %46 sini oluştururlar. Kan pıhtılaşmaya bırakılırsa ftbrinojen plazmadan ayrılır, kalan sıvıya serum denir.
Kan eğer kaplller damarlardan alı nacaksa bir kapiller tüpe alınır. Eğer serum elde edilecekse, damardan alınan kan temiz bir tüpe hemoliz olmayacak şekilde yavaşça boşaltılır. Bunun için iğne enjektörden çıkarılır, kan fışkırtmadan ve hava sızdırılarak boşaltılır. Serumun kendi kendine ayrılması beklenir. Eğer plazma elde edilecekse, kan bir antikogülan üzerine alınır, tüp çok yavaş döndürülerek karışmaları sağlanır.
Kanın pıhtılaşmasını önlemek İçin kullanılabilecek antikogülanlar çok çeşitlidir. Bu amaçla olsalat, sKrat, Etliendiamln tetraasetlk asit (EDTA) ve heparfn kullanılır. Oksalat, sitrat ve EDTA kandaki Ca2+ ile çözünmeyen tuzlar oluşturur ve ca^yonlannın pıhtılaşma mekanizmasını başlatmasını önlerler. Heparln İse pıhtılaşma faktörlerinden trombinin tromboplastine dönüşümünü önler. Bunlara ilaveten flbrinojen ortamdan uzaklaştmlmak suretiyle fibrine dönüşümü engellenerek de pıhtılaşma önlenebilir.
Antikogülanın doğru seçimi ve miktarı çok önemlidir. Yetersiz antikogülan kullanılması kısmi pıhtılaşmaya neden olur. Yanlış antikogülan seçimi hücrelerin yapısını bozar. Fazla antikogülan ise kanın seyrelmesine neden olur.
Barı Antİkegülan örnekleri:
1) Oksalat karışımı: Amonyum oksalat 1.2 g Potasyum oksalat 0.8 g Dîstile su 100 mi
Bu karışımdan 0,5 mi bir tüpe alınıp etüvde 80°C de kurutulur. Kuru antikogülan kanı seyreltmez. Bunun üzerine 5 mi kan alınabilir. Hücrelerin bozulmasına en az neden olan antikogülan oksalat karışımıdır. Bu kanşım yerine 0.1 M sodyum oksalat ta kullanılabilir. (13.4 g/L hazırlanıp soğukta saklanır).
2) Sodyum sitrat:
Protrombln zamanının saptanması gibi bazı pıhtılaşma testlerinde %3.s İlk trlscdyum sitrat kullanılır. Sitrat karışımları 15 mi/100 mi kan oranındadır.
3) ACD (Asit-Sttrat-Dekstroz) Karışımı: Trİsodyum sitrat 2.2 g
Sitrik asit 0.8 g
Dekstroz 2.45 g
Dlstlle su 100 mi
Kan bankalarında kanın saklanması amacıyla kullanılır.
4) EDTA (Potasyum etllendlamin tetraasetat):
Plateietlerin aglutlne olmasını önlediği için platelet sayımında kullanılabillr.%1 oranında %0.07 NaCI çözeltisi İçinde hazırlanır. 5 mi kan İçin bir damlası yeterlidir.
5 Heparin:
Eser miktarda kullanılır. Pıhtılaşmaya önleyen iyi bir ajandır. Şırıngaya heparin çözeltisi çekilir, sonra boşaltılır. Aynı şırıngaya kan örneği alınır.
PROTEÎNSfe FİLTRAT HAZİRLANMASİ
Klinik biyokimyasal analizlerde kullanılan biyolojik materyaldeki bazı maddeler analizleri bozmaktadır. Söz konusu maddelerin başında proteinler gelir. Bu nedenle kan ve diğer vücut sıvılarında yapılan miktar tayinlerinde özellikle proteinlerin uzaklaştırılması gerekmektedir. Proteinsiz fîitratlann elde edilmesinde çoğunlukla ağır metaller (Çinko, kadmiyum, demir, cıva, bakır, kurşun) ve derişik asitler (TCA, mollbdik asit, sülfosailsllik asit, tungustlk asit v.s.) kullanılmaktadır. Böylece proteinler tuzlar halinde çökerler.
FoMn-Wu Yöntemi ile Proteinsiz Filtrat Hazırlanması:
Prensip Kan proteinlerinin sodyum tungstat ve sülfürik asit kullanılarak çöktürülmesine dayanır.
Materyab Kan veya serum.
Çözeltiler;
1) %1O Sodyum tungustat çözeltisi: Hazırlanan çözeltinin nötral olması gerekmektedir. Uygun olmayan pH daki çözeltinin kullanılması halinde proteinler tamamen çökmezler. Çözelti yaklaşık altı ay dayanıklıdır.
2) 2/3 NH2SO4 çözeltisi
Deneyin Yapılışk
1) Uygun büyüklükteki bir erlenmayere 14 mi dlstlle su konur.
2) 2 mi kan veya serum pipeti suyun dibine daldırmak suretiyle İlave edilir. Ayni pipet üst kısımda kalan su İle bir kaç kez yıkanır.
3) Kan tamamen hemoiiz olana kadar su ile karıştırılır.
4) Karışıma 2 mi %10 Sodyum tungustat çözeltisi eklenip çalkalanır.
5) Daha sonra 2 mi 2/3 H H2SO4 damla damla İlave edilerek tekrar çalkalanır.
6) Üst kısımda çikolata renkli berrak bir sıvı oluşuncaya kadar yaklaşık 10 dakika beklenir.
7) Huniye yerleştirilmiş kuru bir filtre kağıdından süzülerek berrak bir filtrat elde edilir.
Elde edilen .................More Read....