• Hormones- Hormonlar

    TİP 2 DİYABET

    TİP 2 DİYABET

     

    Tip 2 diyabet, daha önce ‘’insüline bağımlı  olmayan diyabetes mellitus’’
    veya ‘’erişkin diyabeti’’ olarak  tanımlanmıştır.  Bu hastalarda ilerleyen tarzda beta hücre bozukluğu ve insülin direnci vardır.   Tip 2 diyabetlilerin üçte birinde yaşamı süresince mutlaka insülin kullanmak zorunluluğu ortaya çıkar.  Tip 2 diyabet sıklığı son yıllarda şişmanlığın artmasına paralel olarak hızla artmaktadır.  Dünya Sağlık Örgütü 2025 yılında dünyada 300 milyon kişide diyabet hastalığının gelişeceğini düşünmektedir. İlginç olanı ise daha çocukluk yaşlarında tip 2 diyabetin artık sık görülmeye başlanmasıdır.
    Tip 2 şeker hastalarının kanlarında hafif bir iltihabi durumu gösteren CRP ve IL-6 düzeylerine artış saptanır.  Yaş, hareketsizlik, karbonhidrattan zengin beslenmek, sigara, psikolojik stres ve düşük doğum ağırlığı tip 2 şeker hastalığı gelişme riskini artırır.  İmmün sistemin uyarılması bu olayda rol oynamaktadır. Yorgunluk, uyku bozukluğu ve depresyon gibi şeker hastalığının diğer özellikleri kanda sitokinlerin artmasına bağlıdır.

    a) Tip 2 diyabetin özellikleri :

    -Bu hastalarda insülinin çalışması bozuk olduğu gibi salgısı da bozuktur
    -Genellikle30 yaştan sonra görüklürse de, her yaşta olabilir
    -Hastaların %80’ninde şişmanlık vardır, ancak şişman olmayanlarda da tip 2 diyabet gelişebilir. Şişman kişilerde kilo vermekle kan şekerinde önemli oranda düzelme görülür.
    -Tip 2 diyabet çok su içme, çok idrara çıkma gibi şikayetler olmadan da ortaya çıkabilir.
    - Şeker hastalığına bağlı göz, sinir ve damar hastalıkları birlikte olabilir
    -Genetik yatkınlık ve kilo alma en önemli risk faktörleridir.
    -Bu hastaların kanlarında tip 1 diyabetlilerde olduğu gibi antikorlar bulunmaz.
    b) Tip 2 Diyabetin Temel Özelliği: İnsülin Salgısındaki Bozukluktur

    Pankreasdaki beta hücrelerinden insülin  hormonunun salgılanması bozulmadan kan şekerinde yükselme olmaz. Bu nedenle pankreastaki beta hücrelerinin normal  olarak çalışmaması Tip 2 diyabette esas problemdir.  Tip 1 diyabette ise hiç insülin salgılanmaz.
    Tip 2 diyabetli hastaların çoğunda kanlarında insülin hormonu yüksek olarak bulunur. Tedavi olmamış çoğu Tip 2 diyabetli hastada aynı kilodaki şeker hastası olmayan  sağlıklı bir kişiye göre kandaki insülin düzeyi 2-3 kat daha yüksektir. Ancak kandaki bu yüksek insülin düzeyi şeker yüksekliği azaldıkça azalır. Yani şeker yüksekliği de insülini arttıran bir etkiye sahiptir.
    OGTT dediğimiz şeker yükleme testi sırasında da kan şekeri arttıkça kanda insülin yükselir. Ancak kan şekeri 360mg/dl nin üstünde çıkınca insülin yükselmez.
    Gıdalarla glukoz alınınca bağırsaklardan salgılanan  (GLP-1) isimli bir hormon  ile   ‘’glukoza bağımlı insulinotropik peptid (GIP) ‘’isimli başka bir hormon glukozun yaptığı insülin artışını iyice arttırır. Bu nedenle tip 2 diyabetli hastalarda kan insülin düzeyi yüksek olarak saptanır.

    c) İnsülin Nasıl Salgılanır?

    İnsülin hormonu,  karnımızda midenin altında  bulunan pankreas bezindeki beta hücrelerinden salgılanır.   Pankreas bezinden insülin salgılanması beta hücresinin  dışındaki glukoz konsantrasyonuna göre  ayarlanır. Kanda  şeker artınca ilk 1-2 dakika içinde  pankreasdan insülin salgısı hızlı olur ve buna ‘’ilk faz insülin salgısı’’ denir. Bu  salgı dönemi 3-7 dakika sürer. Daha sonra ikinci faz   denen salgı oluşur ki, bu yavaş bir  insülin salgılanmasıdır ve devamlıdır.
    OGTT sırasındaki kan şekerlerinin ortalaması, beta hücre fonksiyonu hakkında bilgi verir ve şeker ortalaması yüksekse beta hücresi  iyi çalışmıyor demektir.
    Bu nedenle Tip 2 diyabetin gelişiminde beta hücre fonksiyonu büyük önem taşır.  Normal glukoz toleransı olan kişilerde bile beta hücre fonksiyon bozukluğu olabilir. Bu kişilerde ilk faz insülin salgısı bozuktur.
    Tip 2 diyabetli hastalarda  İlk anormallik ilk faz insülin salgısındaki bozukluktur.. Ancak bu bozukluğu   bilimsel olarak saptamak  şu anda zordur.
    Karaciğer glukoz alan ve tüketen bir organ iken ilk faz insülin salgısı bozulunca glukoz üreten organ haline gelir ve kan şekerini yükseltir.

    d) Tip  2 Diyabette Beta Hücre Kitlesinde Azalma oluşması:

    Hafif  şiddetteki Tip 2 Diabetes Mellitusta insülin salgılanması %80 oranında azalır. İleri evrede şeker ve diğer besinlere karşı insülin salgısı yoktur. Bu nedenle  beta hücre sayısında azalma  vardır. Otopsi çalışmaları da bunu desteklemiştir. Beta hücre kitlesi maalesef henüz  herhangi bir yöntemle .................More Read....

    By admin on 08 Temmuz 2011 | Hastalıklar - Diseases, Hormones- Hormonlar

    HORMONLAR VE GÖREVLERİ

    HORMONLAR  VE  GÖREVLERİ

    Prof. Dr. Metin Özata
    Hormon sözcüğü “uyarmak, harekete geçirmek” anlamına gelmektedir. Hormonlar vücudumuzdaki büyüme, gelişme, üreme, bazı metabolik olayların sağlanması ve vücudun sağlıklı olarak  görev yapmasını sağlayan kimyasal  habercilerdir.  Hormonlar vücudumuzdaki  salgı bezlerinden salgılanarak kan yoluyla diğer dokulara taşınır ve etkilerini gösterirler. Miktar olarak çok az salgılanmasına karşın kuvvetli etkileri vardır. Bu nedenle bir tür haberci olarak görev yaparlar. Taşındıkları hücreye nasıl davranması gerektiğini anlatırlar.  Çok az miktarda salgılanmasına rağmen hormonlar vücutta çok büyük görevler yapar.
    Yirmi beş yıl önce 20 kadar hormon bilinmekteyken bugün  200’den fazla hormon  keşfedilmiştir. Bugün artık beyin, bağırsaklar ve kalbin hormon ürettiği gösterilmiştir.

    Hormonların Tipleri Nelerdir?

    Hormonlar kimyasal yapı olarak steroid yapısında veya protein yapısında olurlar. Steroid hormonlar  kolesterolden yapılan ve ağızdan alındığında midede etkinlikleri kaybolmayan hormonlardır.  Örneğin doğum kontrol ilaçlarında bulunan hormonlar steroid yapısındadır ve ağızdan alınınca bozulmaz. Buna karşılık protein yapısında olan hormonlar ağızdan alındığında midede parçalanır ve etkisini kaybeder. Bu nedenle protein yapısındaki hormonlar ilaç olarak ağızdan alınamaz ve enjeksiyonla yapılır. Örneğin insülin hormonu protein yapısında olup ağızdan alınamaz ve enjeksiyon yapılır.

    Hormonların Görevleri:
    Hormonların  başlıca görevleri 3 ana grupta ele alınabilir:
    Büyüme ve farklılaşma
    Vücut dengesinin sağlanması
    Üreme

    Çok sayıda hormon büyüme olayında etkilidir. Büyüme hormonu ve tiroid hormonları bunların en önemlisidir.
    Vücut dengesinin sağlanmasında ise birçok hormon görev alır. Bu hormonlar ve görevleri şunlardır:
    Tiroid hormonları  çoğu dokuda bazal metabolizmanın %25’ini kontrol eder
    Kortizol  kendisinin doğrudan etkilerinden başka birçok hormonun etkisini de kolaylaştırır
    Paratiroid hormonu  kalsiyum ve fosfor dengesini sağlar
    Vazopressin  vücut su dengesini sağlar
    Aldosteron  vücut sıvı miktarı ve serum elektrolitlerini (Na ve K) kontrol ederler
    İnsülin  açlık ve toklukta  kan şekerinin normal olmasını sağlar
    Kan şekeri düşünce  vücudumuz buna  hormonsal tepki vererek  kan şekerini artırmaya çalışır.  Açlıkta ve kan şekerinin düştüğü durumlarda insülin salınımı azalır. Buna bağlı olarak dokuların glukoz alımı azalırken  karaciğerden glukoz (şeker) üretimi artar.
    Vücuttan su atılması  esas olarak vazopressin  isimli hormon tarafından kontrol edilmekle beraber, kortizol ve tiroit hormonları da bu konuda etkilidir.
    Paratiroid hormonu ve  D vitamini koordineli hareket ederek kan kalsiyum dengesini sağlarlar. Paratiroid hormonu böbreklerde D vitamini sentezini artırır. D vitamini ise bağırsaklardan  kalsiyum emilimini artırır, kemiklerde paratiroid hormonunun etkisini  kuvvetlendirir. Kan kalsiyumunun artması ise  paratiroid hormon salgılanmasını  azaltır..
    Vücuttaki herhangi bir stres durumunda, stresin şiddeti, akut (ani)  veya kronik (devamlı-süregen) oluşuna göre, çok sayıda hormonu harekete geçirir.
    Travma veya şok gibi şiddetli ani streslerde sempatik sinir sistemi aktive olarak katekolamin dediğimiz adrelanin ve noradrenalin isimli hormonlar kanda artar, kalbin pompaladığı kan miktarı çoğalır, kan basıncı ve glukoz (şeker) yapımı artar. Stres ACTH , büyüme hormonu ve  kortizol  hormon yapımını  artırır. Artan kortizol kan basıncının devamlılığını sağlar.
    Hormonlar üreme işlevini de düzenler. Üreme işlevi  cinsiyetin belirlenmesi, cinsel gelişme, gebelik, süt verme, çocuk yetiştirme ve menopoz gibi değişik aşamaları kapsar. Bu aşamaların her birinde çok sayıda hormon birlikte ve düzen içinde çalışır.
    Hormonların üremeyle ilgili koordineli etkilerinin tipik örneği ortalama 28 günde bir yinelenen adet görme (menstruasyondur).  Adet döneminin  erken  (folliküler) evresinde FSH ve LH isimli hormonlar  yumurtalıktaki   yumurtaların (folliküllerin) olgunlaşmasını uyarır. Bu durumda östrojen ve progesteron  hormonları giderek artar.
    Gebelikte artan prolaktin memelerin süt salgılamaya hazır hale gelmesini sağlar.  Oksitosin  isimli hormon ise memeden  süt gelmesine etkilidir.
    Hormonların Yapıldığı Bezler:
    Hormonlar hipotalamus, hipofiz, tiroid, pineal bez, pankreas, sürrenal (böbreküstü) bezi, yumurtalık ve testislerde  yapılır ve salgılanır. Bundan başka beyinde, bağırsaklarda da hormon üretimi .................More Read....

    Hormon

    Hormon, Metabolizmaların, bünyedeki bazı aktiviteleri kontrolde tutmak için çeşitli amaçlarla ürettikleri salgılar. ‘İçsalgı’ olarak da adlandırılırlar.

    Bir hücre veya hücre grubu ile diğer hücreler arasındaki kimyasal mesajcı moleküllerdir. İçsalgı bezlerinde (endokrin bezler) üretilirler ve kana salınırlar.

    Hormonlar DENETLEYİCİ VE DÜZENLEYİCİ SİSTEMİMİZ

     

    Vücudumuzda, bir dakika içerisinde, sayamayacağımız kadar çok olay gerçekleşir.Bir saat veya bir gün içerisinde gerçekleşen olay sayısını ise tahmin etmek çok zordur. Duyuları algılamak, düşünmek, yürümek, konuşmak gibi birçok olay aynı anda gerçekleşir. Ancak bu kadar çok ve karmaşık olan bu olaylar birbirinden bağımsız ve kontrolsüz değildir. Bütün bu olaylar sistemlerimiz tarafından gerçekleştirilir. Vücudumuzdaki sistemlerin düzenli, birbiriyle uyumlu ve sorunsuz olarak çalışmasını, denetleyici ve düzenleyici sistemimiz sağlar. Denetleyici ve düzenleyici sistemimiz, sinir sistemi ve iç salgı bezlerinden oluşur.

    Sinir sistemi İç ve dış ortamdan gelen uyartıları alan, değerlendiren, iç organların düzenli ve uyumlu çalışmasını kontrol eden , uyartıları cevaplandıran sisteme sinir sistemi denir. Sinir hücrelerine nöron denir.Nöronlar çevreden gelen uyarıları merkezi sinir sistemine,merkezi sinir sisteminde oluşan cevabı da doku ve organlara iletmek üzere özel bir şekil almışlardır.

     

    Uyarının iletim yönü: dentrit—–hücre gövdesi—-akson şeklindedir.

    Miyelin kılıf uyartının daha hızlı iletilmesini sağlar.

    NOT:Sinir hücrelerinin yapılarında sentrozom organeli olmadığından bölünerek çoğalamazlar.Bu yüzden sinir hücreleri kendilerini yenileyemezler.

    İçeriden ve dışarıdan gelen uyarıların sinir hücrelerinde oluşturduğu değişimlere uyartı(impuls) denir.Bir uyartının sinir hücresinde oluşturduğu değişikliğe uyartı mesajı denir. Dışarıdan gelen her uyartı sinir hücrelerinde bir impuls oluşturmaz.İmpuls oluşturan minimum uyarı şiddetine eşik şiddetinde uyarı denir.Bir sinir hücresi eşik değeri ve üstündeki uyarılara cevap verir. Uyartı iletimi sırasında besin ve oksijen tüketimi,karbondioksit ve ısı üretimi olur.Bundan dolayı impuls iletiminde enerji harcanır.

    • Uyartının şiddeti arttıkça impuls şiddeti artar. • İmpuls sayısı arttıkça tepkinin şiddeti artar. • Nöron bir uyartıyı iletirken bir başkasını iletemez. • Uyartı şiddetinin artması impus hızını değiştiremez.

    İnsanda sinir sistemi iki bölümde incelenir: • Çevresel sinir sistemi • Merkezi sinir sistemi

    1.MERKEZİ SİNİR SİSTEMİ

    4 kısımdan oluşur. Beyin Beyincik Omurilik soğanı Omurilik

     

    Beyin: Kafatasının içinde bulunur ve milyonlarca nörondan oluşmuştur. Bu nedenle sinir sisteminin en önemli organıdır.

    Görev ve İşlevleri: 1- Duyu merkezidir (Görme, tat alma, koklama, işitme, dokunma duyularının merkezidir. ) 2- İstemli yapılan hareketlerin merkezidir. ( İskelet kasları tarafından gerçekleştirilen yüz, kol ve bacakların, parmakların hareketini yönetir. Hareket sinirleri omurilik soğanından geçerken çaprazlaşır. Bu nedenle beynin sağ tarafı vücudun solunu, beynin sol tarafı vücudun sağını kontrol eder.) 3- Hafıza (zekâ), öğrenme, konuşma, yazma, bilgi depolama ve saklama davranışlarını yönetir. Zekâ derecesi beynin maddesine, sinirlerin kalıtsal özellik ve gelişme derecelerine bağlı olarak değişir. Özetle zekâ, bütün beynin fonksiyonudur. 4- Sevinç, ağlama, üzüntü gibi ruhsal durumların merkezidir. 5- Beynin içindeki hipotalamus bölgesi şunlardan sorumludur: • Vücut ısısını ayarlamak. • Kan basıncını, kalp- damar sistemini, elektrolit dengesini (su- tuz- iyon vs.) düzenlemek. • Enerji metabolizmasını, (karbonhidrat ve yağ metabolizmasını) metabolizma hızını düzenlemek. • Hormonal denetim yapmak. ( gebelik ve üreme hormonlarını kontrol eder, hipofizi uyarır.) • Strese karşı acil cevap vermek.
    Beynin sol yarım küresi, konuşma, lisan öğrenme, sistematik, matematik işlemler gibi faaliyetleri gerçekleştirir. Sağ yarım küresi ise, resim yapma, yol haritası takip etme, soyut kavramları algılama gibi faaliyetleri yürütür.
    Beyin, oksijensizliğe en duyarlı organımızdır. Beynin zedelenmesi veya beyin hücrelerinin ölümü halinde kişi ölmez; fakat bitkisel yaşama girer.

    Beyincik: Kafatasının arka kısmında, beynin altında bulunur. Beyin ile omurilik soğanı arasındadır. Görev Ve İşlevleri: 1- Vücudun dengesini sağlar. (Kulaktaki yarım daire kanalları ile birlikte.) örneğin beyinciği zedelenen bir kuş dengesini kaybeder, yalpalar. 2- Kasların .................More Read....



    Biyokimyaci Dost Linkler
    Kongretr.com  | Forumakademi  | Biyokimyaci  | polymorphisms  | Fotoanaliz  |