KAS DOKUSU BİYOKİMYASI
Son derece önemli bir doku olan ve potansiyel enerjiyi, kinetik enerjiye (mekanik enerji)dönüştüren kas dokusu, biyokimyasal bir motor görevini gerçekleştirmektedir. Vücut dokuları arsında en yüksek oranda bulunan kas dokusu toplam vücut ağırlığının doğum sonrasında %25, gençlerde %40 ve yetişkinlerde %30 kadarını oluşturmaktadır. Bu kimyasal- mekanik dönüştürücünün, omurgalı kasında bulunan ATP ve kreatin fosfat gibi sürekli bir kimyasal enerji kaynağı bulunmaktadır. Mekanik aktivitenin hızını, süresini ve kas kasılmasının kuvvetini düzenleyen mekanizmalar bulunmaktadır. Biyolojik sistemlerde sinir sistemi düzenleyici rol oynamaktadır. Sürekli olarak kullanılan bu sistemin başlangıç durumuna getirebilmesi gerekmektedir. Omurgalılarda, organizmaların spesifik gereksinimlerini karşılayan iskelet kası, kalp kası ve düz kas olmak üzere başlıca üç tür kas bulunmaktadır. İskelet kası, istemli sinir sistemi tarafından kontrol edilmektedir. Kalp kasının ve düz kasın kontrolü istemsiz olarak gerçekleşmektedir. Ayrıntıları daha iyi bilinen iskelet kasının kasılma mekanizmasının birçok kimyasal bileşeni, pompalama hareketi yapan düz kaslar gibi diğer kaslarda da bulunmaktadır. İskelet kasının biyokimyasal özelliklerinin incelenmesi, benzer mekanizmalarının kullanıldığı diğer kas türlerinin fonksiyonlarının belirlenmesine yardımcı olmaktadır. Kas türleri arsındaki önemli fark, kasılan bileşenlerin düzenlenmesinden kaynaklanmaktadır.
İskelet kasının organizasyonu Lifin fibrillerden (miyofibril) oluşması boyuna çizgilenmelerin, miyofibrilin kimyasal bileşiminin uzunluğu boyunca tekrarlanması ise enine çizgilenmelerin ortaya çıkmasına yol açmaktadır.
A band
Bu bantta yer alan bileşiklerin ışığı absorplayıcı özelliklerinin tüm yönlerde değişik (anizotrop) olması sonucu açık renkli bir görünüm elde edilmektedir. Bu bandın orta kısmında H bölgesi, H bölgesinin ortasında ise M çizgisi bulunmaktadır.
I band
İzotrop teriminin baş harfi ile adlandırılan bu bantta, ışık absorplayıcı özellikler her yönde aynıdır (izotrop) . I bandının ortasında bulunan Z çizgisi, dar bir koyu çizgi olarak görünmektedir.
Sarkomer
İki komşu çizgi arasındaki miyofibril bölümü olarak tanımlanmaktadır. H bandında sadece ince flamentler bulunmaktadır. A bandı, kalın ve ince flamentler içermektedir. Z çizgisi ince flamentlerin bağlandığı yoğun bir amorf materyal taşımaktadır. M çizgisi kalın flamentlerin en geniş kısmını oluşturmaktadır. Her bir kalın flament, altı adet ince filament ile her bir ince filament ise üç adet kalın filament ile sarılmıştır.
Kas lifleri Çapı 100µm kadar olan kas lifleri uzayabilmektedirler. Her bir kas lifini saran sarkolemma yapısında birleşmektedirler. Düzgün bir membran yapısında olmayan sarkolemmada bulunan delikler, kas lifine besin maddelerinin taşınmasında pinositoz sistemi oluşturmaktadırlar. Kas hücresinin sitoplazması olan sarkoplazmada miyofibrillerin yanı sıra miyoglobin, miyoalbumin,miyojen, triaçilgliserol damlacıkları ve glikojen bulunmaktadır. Miyojen, aldolaz enziminin özelliklerini göstermektedir. Her bir çizgili kas lifinde çok sayıda çekirdek, mitokondri, Golgi cisimciği ve sarkoplazmik retikulum adı verilen özgülleşmiş bir endoplazmik retikulum bulunmaktadır. Kapalı bir tübüler membran sistemi olan sarkoplazmik retikulum, her bir miyofibrilin içindeki kasılabilen proteinler demetini sarmaktadır. Bir sarkomer boyunca uzanan ve Z çizgisinde kesintiye uğrayan sarkoplazmik retikulum sarkomerin her iki ucunda terminal sisternada sonlanmaktadır.
İskelet kasında kırmızı lifler ve beyaz lifler olmak üzere başlıca iki tür lif bulunmaktadır.Kırmızı liflerde çok miktarda sarkoplazma, çekirdek ve mitokondri, miyoglobin, sitokrom ile lipid damlacıkları yer almaktadır. Daha uzun süreli kasılı kalan kırmızı lifler, daha kolay tetaniye girmekte ve daha yavaş kasılmaktadırlar. Metabolik ve fizyolojik karakteristiklerine göre üç çeşit iskelet kası lifi bulunmaktadır. Hızlı kasılan beyaz (kas) liflerin solunum kapasiteleri düşük, glikojenolitik kapasiteleri ve ATPaz aktiviteleri yüksektir. Hızlı kasılan kırmızı (kas) lifleri yüksek solunum kapasitesi, yüksek glikojenolitik kapasite ve miyozin ATPaz aktivitesi göstermektedirler. Yavaş kasılan kırmızı liflerin yüksek solunum kapasitesi, düşük glikojenolitik kapasitesi ve düşük miyozon ATPaz aktivitesi bulunmaktadır. Kas dokusunun moleküler bileşimi Tüm kas türlerinde proteinler arasında miyozin ve aktin önemli yer tutmaktadır. Memeli iskelet kasının genel kas dokusu temel alındığında %72–80 su , %20–28 total katı madde .................More Read....
Karaciğer Hastalıkları Ders Notu
Bu patoloji ders notu, tıp fakültesi 3. sınıf öğrencilerine karaciğer hastalıkları konusunda bilgi vermek için hazırlanmıştır. Buradaki bilgiler, başka kaynaklardan elde edilebilecek daha ayrıntılı bilgilerin gözden geçirilmesine yardımcı olmayı amaçlamaktadır. (Güncelleme: Şubat 2004. Bu ders notunun resimlendirilmesi henüz tamamlanmamıştır).
——————————————————————————–
Karaciğerin İşlevleri ve Mikroanatomik Yapısı
Karaciğer Hastalıklarının Sık Görülen Nedenleri
Karaciğer Hastalıklarının Klinik Görünümü
Hepatosellüler yetersizlik
Portal hipertansiyon
Karaciğer Hastalıklarında Tanı Yöntemleri
Karaciğerde Nekroz ve Rejenerasyon
Doğumsal Hastalıklar
Metabolik Hastalıklar
Dolaşım Bozuklukları
Sarılıklar
Hepatitler
Akut viral hepatitler
Kronik viral hepatitler
Otoimmün hepatit
Alkolik Karaciğer Hastalığı
Alkolik yağlı karaciğer
Alkolik hepatit
Alkolik siroz
Siroz Nedenleri ve Genel Özellikler
Patolojik özellikler
Sınıflandırma
Patogenez
Klinik bulgular
Biliyer Siroz
Sekonder biliyer siroz
Primer biliyer siroz
Primer sklerozan kolanjit
Diğer Siroz Türleri
Hemokromatosis
Wilson hastalığı
Alfa-1 antitripsin eksikliği
Gebelikte Görülen Karaciğer Hastalıkları
Gebelik toksemisi
Akut karaciğer yağlanması
Tümörler ve Tümör Benzeri Lezyonlar
Nodüler hiperplaziler
Adenomalar
Hepatosellüler karsinoma
Kolanjiyosellüler karsinoma
Diğer tümörler
——————————————————————————–
Karaciğerin İşlevleri ve Mikroanatomik Yapısı
Karaciğerin işlevleri şöyle sıralanabilir:
Besinlerdeki karbonhidratların, lipidlerin, proteinlerin ve vitaminlerin işlenmeleri,
portal dolaşımdaki parçacıkların fagositozu,
serum proteinlerinin üretimi,
kandaki metabolitlerin biyodönüşümlerinin sağlanması,
endojen atıkların ve bazı eksojen zararlıların detoksifikasyonu,
safra üretimi.
Karaciğer hastalıklarının bu organı morfolojik olarak nasıl etkilediğinin anlaşılması için, mikroanatomik yapının anımsanması gerekir. Hepatik asinüs modeli; kanın arteriyel ve portal venöz damarlar ile karaciğer parankimine ulaşıp, kordonlar biçiminde dizilen hepatositlerce işlendikten sonra (v. hepatica’nın başlangıcı olarak düşünülebilecek) terminal hepatik venüllere (lobüler modele göre vena centralis olarak adlandırılırlar) dökülmesi temel alınarak oluşturulmuştur. Bu model, hepatositleri, bol oksijenli kandan yararlanma derecelerine göre üç alanda gruplar: En iyi kanlanan periportal kısım “alan 1″, en az kanlanan perivenüler kısım “alan 3″ olarak adlandırılır. İskemik olaylardan en çok 3 üncü alandaki hepatositlerin etkilenmeleri bu modelle kolayca açıklanabilmektedir. Safra akımı, kabaca, kan akımının tersi yolu izleyerek (alan 3′den alan 1′e doğru) karaciğer parankimini portal alanlardan terk eder.
Karaciğer parankimi belli işlevleri üstlenmiş kesin sınırlarla ayrılan bölümler içermez; her hepatosit karaciğere ait her işlevi yerine getirebilir. Ancak; alan 1′deki hepatositler daha çok glukoneogenesis, yağ asidi oksidasyonu, amino asit parçalanması, kolesterol üretimi ve safra asidi sekresyonu ile ilgili görevler üstlenirken; alan 3′teki hepatositler glikoliz, lipogenesis, detoksifikasyon gibi işlevlere ağırlık verir. Karaciğerdeki hücrelerin %65′ini, karaciğer hacminin %80′ini hepatositler oluşturur. Parankimde, hepatositlerin dışında Kupffer hücreleri (sinusoidal makrofajlar) ve perisinusoidal yıldızsı hücreler (Ito hücreleri) bulunur.
Karaciğer; büyük damarlarının ve ana safra dallanma biçimine göre segmentlere ayrılır. Bunlar hemen yalnızca cerrahi açıdan önemlidir.
Sayfa başına dön!
Karaciğer Hastalıklarının Sık Görülen Nedenleri
Viral enfeksiyonlar
Hepatotropizm gösteren bazı virüsler akut veya kronik hepatite yol açabilirler. Kronik hepatit, siroza dönüşebilen bir karaciğer hastalığıdır. Virüslerin neden olabileceği tablolar arasında ölümcül bir kanser olan hepatosellüler karsinoma da sayılabilir. Dünya ölçeğinde düşünüldüğünde, karaciğerin en önemli hastalığı viral enfeksiyonlarıdır.
İlaçlar .................More Read....
Tümör Markerları
Yazar İrfan Dönmez
Marker belirteç,gösterge,işaretleyici anlamlarında kullanılabilir.Öztürkçeleşmiş bir karşılığını bulamadığım için marker olarak yazmayı tercih ettim. Tümör Markerları(TM) serum,idrar,meme başı akıntısı veya bazı kanserli hastaların dokularında saptanabilen maddelerdir.Tümör markerları kanser hücrelerinden üretilebildiği gibi kansere bir yanıt olarak vücut tarafından da üretilebilir.Son 10 yılda prognostik ve prediktif olarak kullanılabilecek çok sayıda doku tümör markerları ortaya çıkarılmıştır.Bazı TM bir tip kanser için spesifik olabildiği gibi bazıları birkaç kanser tipinde ortaya çıkagelmektedir.Bir çok TM’ı kanserde ortaya çıkabildiği gibi selim durumlarda da ortaya çıkabilmektedir.Sonuç olarak tümör markerlarının kanser için diyagnostik(Tanı Koydurucu) olmadıklarını söyleyebiliriz.Bilindiği gibi kanser tanısı ancak dokuların histopatolojik incelemesi sonucu konabilmektedir.Bunun yanı sıra TM ları şu amaçlarla kullanılabilirler:Tarama,tanıya yardımcı olma,evreleme,prognoz belirleme,tedavi planlama,tedaviyi monitorize etme ve nüksleri saptama.
Tümör Markerları
Yazar İrfan Dönmez
Marker belirteç,gösterge,işaretleyici anlamlarında kullanılabilir.Öztürkçeleşmiş bir karşılığını bulamadığım için marker olarak yazmayı tercih ettim. Tümör Markerları(TM) serum,idrar,meme başı akıntısı veya bazı kanserli hastaların dokularında saptanabilen maddelerdir.Tümör markerları kanser hücrelerinden üretilebildiği gibi kansere bir yanıt olarak vücut tarafından da üretilebilir.Son 10 yılda prognostik ve prediktif olarak kullanılabilecek çok sayıda doku tümör markerları ortaya çıkarılmıştır.Bazı TM bir tip kanser için spesifik olabildiği gibi bazıları birkaç kanser tipinde ortaya çıkagelmektedir.Bir çok TM’ı kanserde ortaya çıkabildiği gibi selim durumlarda da ortaya çıkabilmektedir.Sonuç olarak tümör markerlarının kanser için diyagnostik(Tanı Koydurucu) olmadıklarını söyleyebiliriz.Bilindiği gibi kanser tanısı ancak dokuların histopatolojik incelemesi sonucu konabilmektedir.Bunun yanı sıra TM ları şu amaçlarla kullanılabilirler:Tarama,tanıya yardımcı olma,evreleme,prognoz belirleme,tedavi planlama,tedaviyi monitorize etme ve nüksleri saptama.
İdeal bir tümör marker’ında hangi özellikler bulunmalıdır?
1-Spesifik olmalıdır.
2-Yalancı negatiflik oranı düşük ve özgünlüğü yüksek olmalıdır.
3-Küçük boyutlu tümörlerde dahi pozitif sonuç vermeli,ölçülen düzeyi tümör büyüklüğü ile paralellik göstermelidir.
4-Maliyeti düşük olmalıdır.
Bugün için TM larının bir çoğu tanı amacıyla değil de sadece tedavinin etkinliğinin kontrolü ve tedavi sonucu nükslerin takibi için kullanılabilmektedir.Çünkü TM’ larının sensitivite ve spesifiteleri düşüktür.Ayrıca bir çok selim hastalıklarda da değerler yükselebilmektedir.Bu nedenle muayene ve diğer tetkik yöntemleri ile çok büyük bir olasılıkla kanser olduğundan şüphelenilen vakalar hariç olmak üzere kanser tanısı ve kanser taraması için TM larının tetkik olarak istenmesi doğru değildir.Histopatolojik olarak kanser tanısı konmuş ve tedavi planı yapılmış bir kanserli olguda tedaviye başlamadan önce uygun olan TM ları araştırılabilir.Tedavi öncesi elde edilecek değerler tedavi sonrasında tedavinin etkinliğini ve ortaya çıkabilecek nükslerin ortaya konmasında bir referans değer olarak kayıtlarda saklanabilir.Maalesef gözlemlerimize göre bugün birçok hekim TM larını amaç dışı kullanmakta ve bir tarama aracı olarak veya tanı aracı olarak kullanma eğilimindedirler.Bu durum birçok klinik probleme yol açarken ,sağlığa ayrılan kaynakların israfına da neden olmaktadır.
Bugünkü bilgilerimize göre TM ları hakkında en azından şunları mutlak göz önüne almalıyız.
Bazı durumlar hariç;
1-TM larını tarama ve tanı amaçlı olarak kullanmamalıyız.
2-TM larının kanser olmayan olgularda selim hastalıklarda da yükselebileceğini hatırda tutmalıyız.
3-TM larının bir çoğunun tek bir kansere özgün olmadığını,birkaç çeşit kanserde yükselebileceğini unutmamalıyız.
4- Hastada kanser olsa dahi sonuçların normal çıkabileceğini akıldan çıkarmamalıyız.
En çok kullanılan ve hastanemizde de tayinleri yapılabilen TM larını tek tek incelemeye çalışalım.
Prostat Spesifik Antijen(PSA):Prostat epitelinden üretilen en iyi bilinen, potansiyel yararı yüksek olan yegane TM ıdır.Prostatit ve bening prostat hipertrofisinde(BPH) de serum seviyesi yükselebileceği gibi esas olarak prostat kanserinde yükselir.Prostat kanserinin tarama,tanı ve .................More Read....