StatisticsÜyeler: 286
Haberler: 239
Bağlantılar: 0
Ziyaretçiler: 359477
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Ana Sayfa |
|
Yazan Administrator
|
|
Eski blogumda da bu başlıklı bir yazı var aslında. Yeni bir blog, yeni bir yıl, yeni bir nanoteknoloji tanımı yapalım dedim. Nano – milyarda bir anlamına gelen bir önek. Nanometre – metrenin milyarda biri. Nanoteknoloji ise kabaca nanometre seviyelerinde yapılan teknoloji demek. Nanoteknolojinin hâlâ resmi bir tanımı yok. En yaygın kullanım tanım, 1-100 nm arasındaki boyutlarda malzemelerin incelenmesi, özelliklerinin ortaya çıkarılması ve bu boyutlarda yapılar oluşturmak. Nanoteknoloji nanoteknoloji diye yazılır, nano-teknoloji ya da nano teknoloji diye değil. Buyurun TDK öyle diyor. Bu uyarı sayesinde belki, gazetelerde, farklı sitelerde bu yazım yanlışını daha az görürüm. Nanodünya, makrodünyadan çok farklı. Kuantum fiziği prensiplerinin geçerli olduğu nanodünyada, malzemeler çok farklı davranıyorlar. Reaksiyona girmeyen metaller reaksiyona giriyor, iletken olmayan malzemeler, iletken oluveriyor. İşte bu tip olaylar yüzünden, nanoteknoloji herkesin ilgisini çekmeye başladı. Herkes malzemeleri nanometre seviyesine getirip, özelliklerinin nasıl değişeceğini inceliyor. Peki nanoteknoloji şu an var mı? Evet, nanoteknoloji kullanarak üretilen birçok ürün var. Nanoürünlerin en geniş listesine sahip Project on Emerging Nanotechnologies’in sitesinde 800′den fazla ürün bulunuyor. En yaygın kullanım alanları ise tekstil ve kozmetik. Ara sıra blogda nanoürün tanıtımı yapıyorum. Nanoteknoloji kullanan tekstiller su ve yağı iten, güzel koku salan, kırışmayan kumaşlardan üretilmiş tekstil ürünleri. Kozmetikte ise nanoboyuttaki nanoseviyedeki titanyum dioksit gibi malzemeler kullanılarak, kremin derinin daha dip kısımlarına ulaşması sağlanıyor. Nanoteknoloji bilgisayar sektörünü de etkilemiş durumda. Bilgisayarların hızını artırmak için aynı alana daha fazla tranzistör sıkıştırmamız gerekiyor. Günümüzde yaygın olarak kullanılan bilgisayar çiplerinde en küçük parçaların boyutu 100 nm’nin altına düştü bile. Artık nanoboyutlarda üretim yapmak zorundayız. Bundan sonra çıkacak tüm bilgisayarlara artık bir nanoteknoloji ürünü diyebiliriz. Ürünlerde en fazla kullanılan malzemeler ise antibakteriyel özelliğe sahip nanogümüş (nanometre seviyesine düşürülmüş gümüş metali), malzemelerin mukavemeti artıran karbon nanotüpler, nanoboyuttaki titanyum dioksit ve çinko dioksit maddeleri. Son zamanlarda nanoteknolojinin arkeolojide, beyin protezlerinde, gıdada, elektrik üretimindeki uygulamalarından bahsettik. Nanoteknolojinin zararları var mı? Her teknolojinin olduğu gibi nanoteknolojinin de kötü yönleri olacaktır. Daha tam olarak nanoteknoloji devrimini yaşamadığımız bu günlerde, bu konuda tahminlerde bulunmak zor. Nanogümüşün tüm mikropları yok etmesinin ekosistemimizi olumsuz etkileyebileceğine dair çalışmalar var. Benzer şekilde belli tipteki karbon nanotüplerin bazı hayvanlarda zararlı etki gösterdiği de gerçek. Nanoteknolojinin zararlarını şimdiden engellemek için birçok kurum araştırma yapmaktadır. Örnek olarak OECD’nin bir kurulu var. Ahmet Yükseltürk @ 28 Aralık 2008 |
|
|
Yazan Administrator
|
|
Nanoteknoloji maddeyi atomik ve moleküler seviyede kontrol etme bilimidir. Genel olarak 100 nm ve daha küçük boyutta malzeme ve aygıt geliştirmekle ilgilidir. 1 nm, metrenin milyarda biridir. Nanoteknoloji birçok alanı kapsayan bir bilim dalıdır. Aygıt fiziği, malzeme bilimi, elektronik, kimya, biyoloji gibi dallardan bilim dallarından araştırmacılar, nanoteknoloji çalışmaları yapmaktadır. Nanoteknolojinin etkileri üzerinde çok tartışma olmuştur. Nanoteknolojinin tıp, elektronik ve enerji üretimi gibi alanlarda uygulanma potansiyeli vardır. Bunun yanında, her yeni teknolojide olduğu gibi, nanomalzemelerin de sağlık ve çevre üzerindeki etkileri merak edilmektedir.[1] Tarihçe Nanoteknoloji kelimesini ilk defa kullanan Tokyo Bilim Üniversitesi'nden Norio Taniguchi olmuştur. 1974'de yayınlanan bir makalede [2] Taniguchi'nin tanımı şöyledir: "'Nano-teknoloji' genel olarak malzemelerin atom atom ya da molekül molekül işlenmesi, ayrılması, birleştirilmesi ve bozulmasıdır." Nanoteknoloji kelimesinin ortaya çıkmasından önce, fikir olarak dile getirlmiştir. Bunlardan en erkeni Richard Feynman'ın "Aşağıda Daha Çok Yer Var" adlı konuşmasıdır. Feynman bu konuşmasında atomları ve molekülleri kontrol etmeyi becerebileceğimizden, bunu yapabilmek için de yeni aletlere ihtiyacımız olduğundan bahsetmiştir. Atomik seviyede yer çekimi kuvvetinin öneminin azalacağına, Van der Waals gibi zayıf kuvvetlerin öneminin artacağını da belirtmiştir. Feynman'ın yanında bir başka fikir adamı ise Eric Drexler'dır. 1986'da yayınladığı "Yaratma Motorları: Nanoteknolojin Yaklaşan Devri" ve "Nanosistemler: Moleküler Mekanizmalar, Üretim ve Hesaplama" kitaplarında istediğimiz maddeyi atom atom dizerek oluşturan nanorobotların varolabileceğini ispat etmeye ve bu teknolojinin etkilerini ortaya çıkarmaya çalışmıştır. Ayrıca "Yaratma Motorları: Nanoteknolojin Yaklaşan Devri" yayınlanan ilk nanoteknoloji kitabıdır. Nanoteknolojinin gelişmesini sağlayan buluş ise Tarama Tünelleme Mikroskobu'nun keşfedilmesidir. Bu mikroskop sayesinde iletken bir yüzeydeki atomların yerleri değiştirilebiliyordu. Bu gelişmeyi 1986'da fullerinelerin ve karbon nanotüplerin keşfi izledi. 2000'de ABD'nin nanoteknolojiye yatırım yapması sonucu tüm Dünya'nın birçok ülkesinde nanoteknoloji araştırmaları başlamış oldu.
Nanoboyutun farkı Nanoteknolojiyi bu kadar ilginç kılan unsur, malzemeler nanoboyutta makrodünyadan farklı davranmalarıdır. Külçe şeklindeki altın başka maddelerle reaksiyona girmek istemezken, nanoboyuttaki altında bu durumun tam tersi gözlemlenmektedir. Kuantum etkileri yüzünden maddeler, nanoboyutta farklı özellikler göstermektedir. Bu özellik yüzünden, bilim adamları malzemelerin nanoboyuttaki hallerini araştırıp, sorunlara çözüm bulmaya çalışmaktadırlar. Türkiye'de nanoteknoloji Dünyanın en küçük Türk bayrağı (700 nm eninde ve 2 nm boyunda), Bilkent Üniversitesi Nanoteknoloji Araştırma Merkezi'nde yapılmıştır. Nanoteknolojinin 2025 yılı itibariyle hayatımızı büyük ölçüde etkileyeceği düşünülmektedir. Türkiye de şimdiden nanoteknolojiyi üretir hale gelebilmek için uygun adımlar atmaya başlamıştır. Tübitak'ın 2023 Vizyon Programı'nda nanoteknoloji yer almış ve yol haritası oluşturulmuştur.[3] En önemli gelişme Bilkent Üniversitesi'nde Ulusal Nanoteknoloji Araştırma Merkezi'nin (UNAM) kurulmasıdır. Bu merkezin amacı Türkiye'de nanoteknolojinin araştırma merkezi olmaktır. Devlet Planlama Teşkilatı (DPT) tarafından 28 milyon YTL yatırım yapılan merkez son derece modern aletlerle donatılmıştır. [4] Türkiye'nin her yerinden araştırmacılar UNAM'ın bu imkanlanlarından yararlanabilmektedir. Gebze Yüksek Teknoloji Enstitüsü, TÜBİTAK MAM, gibi merkezler de nanoteknoloji araştırması yapılan yerlerdendir. Ülkemizde nanoteknoloji ile ilgili etkinlikler de yapılmaktadır. Bunlardan bazıları 4 yıldan beri yapılan NANO TR konferansları, 22-23 Aralık 2008 tarihleri arasında Sabancı Center'daki "Nanoteknoloji Pazarı"'dır. Şu anda Türkiye'de yeni kurulan 13 tane nanoteknoloji şirketi vardır. Büyük şirketlerin de nanoteknolojik ürünleri piyasaya sürülmüştür.[5] Nanoteknolojinin kullanım alanları Nanoteknoloji yavaş yavaş hayatımıza girmektedir. Şu an nanoteknolojinin 2. devresinin sonlarındayız. 2010 yılı itibari ile 3. nesil, 2020 yılı itibari ile de 4. nesil nanoteknolojik ürünlerin çıkması bekleniyor. ABD'de de bulunan Project On Emerging Nanotechnologies adlı kurumun internette yayınladığı listede Ocak 2009 itibari ile 803 nanoteknolojik ürün bulunmaktadır.[6] Listede sağlık, tekstil, elektronik, otomotiv, gıda ürünlerinden örnekler bulunmaktadır. Günümüzdeki nanoürünlerin çoğu varolan bir malzemeye nanoyapılarla suyu itme, güzel koku salma gibi ek özellikler eklenmiş halidir. |
|
|
Yazan Administrator
|
|
NANOTIP Eski Yunanlıların cüce anlamında kullandıkları “nano” kelimesi günümüzde en çok kullanılan terimlerin birisi haline geldi ve sık sık da daha iyi tanıdğımız diğer terimlerin ön eki olmaya başladı. Nanoteknoloji adı verilen önemli bilimsel gelişmenin fikir babası Richard Fenyman’dır. 1959’da Kaliforniya Teknoloji Enstitüsünde verdiği “Dipte Daha Çok Yer Var” başlıklı konferansta, atomları bir araya getirerek yeni maddeler oluşturulabileceği fikrini ortaya atmıştır. Bir çok özgün ve yenilikçi fikirde olduğu gibi, bu görüş uzun bir süre rafa kalkmış 1980’lerin ortasında Eric Drexler’in nanoteknolojinin olası uygulamalarını anlattığı Yaratma Motorları (Engines of Creation) adlı kitabını yayınlamasına kadar bir daha gündeme gelmemiştir. Drexler daha önceden planlandığı şekilde, atomları bir araya getirerek moleküller oluşturulabileceğini, temiz, verimli ve son derece üretken bu yöntem aracılığyla oluşturulan moleküllerin uygun yerlere yerleştirilebilceğini ön görmüştür. Nanoteknoloji terimi konusunda üzerinde anlaşılmış bir tanım yoktur. Nanoteknolojiyi büyük bir şemsiye olarak düşünecek olursanız, altında fizik, kimya ve yaşam bilimlerindeki süreçlerin nano/mikro ölçekte değişime uğraması sonucu ortaya çıkan ürünler, süreçler ve farklılıklar yer almaktadır. Fizik alanından bir örnek verilecek olursa; bilim insanları moleküller aracılığıyla daha dayanıklı, hafif veya verimli materyaller oluşturabilmektedir ve bu maddelere nanomateryaller adı verilmektedir. Nanotıp ise şu şekilde tanımlanabilir: Mühendislik ürünü olan nanoaraçlar ve nanoyöntemler aracılığıyla, insan biyolojik sistemlerinin moleküler düzeyde izlenmesi, onarılması, yapılandırılması ve denetlenmesidir. Günümüzde nanotıp daha çok; parçacıkların araştırılması, ilaç ve aşıların vücuda daha kolay sokulmasında kullanılabilecek taşıyıcıların geliştirilmesi, vücuda daha iyi uyan ve daha dayanıklı malzemelerin üretilmesi konusunda ilerlemektedir. Önümüzdeki yıllarda kalpteki ve beyindeki hasarların onarılması için vücudun içinde hareket eden nanomakinaların geliştirilmesine bile tanık olunacaktır. Nanoteknoloji ile vücuda daha iyi uyum sağlayan ve daha dayanıklı materyaller üretilmesi yanısıra, biyolojik moleküllere çok benzeyen veya onların aynısı olan yapılar da üretilebilecektir. Moleküllerin incelenmesini sağlayan tanı yöntemleri geliştirilebilecektir. Mikroorganizmaların neden olduğu hastalıklarda, yatak başında uygulanan nanoyöntemler aracılığıyla enfeksiyonun anında tespit edilmesi mümkün olacaktır. Tanı ve tedavi amaçlı kullanılabilecek yeni moleküller hedef olarak belilenebilecektir. Nanoteknoloji ile vücuda ilaçlar ve biyolojik maddeler daha kolay sokulabilecek ve doku mühendisliği yapılabilecektir. Kanserli insan ve fare hücrelerinde yapılan bir çok farklı deneyde, normal koşullarda kanserli hücrenin içine çok az miktarda ulaşan ve bu nedenle, hem etkisi sınırlı kalan hem de yan etkileri artan bazı ilaçlar, nanoteknoloji yöntemleri ile hücrelerin içine çok yüksek miktarlarda sokulabilmektedir. İlaçların nanoteknoloji yöntemleri ile hücrelere ulaştırılması konusunda yapılan diğer araştırmalar da görüntüleme ile ilgilidir. Manyetik rezonans görüntüleme (MR) ile nanoteknoloji yöntemleriyle geliştirilen ilaç taşıma sistemlerinin, dolaşımda, organlarda, hücrelerin dışında ve içinde nasıl bir yol izlediğini görüntülemek olasıdır. Bir çok hipertansiyon hastasının kullandığı ilaçlardan bazıları, daha etkili olabilmesi için, hücrelerde bağlandıkları noktalara uyacak şekilde tasarlanmıştır. Gerçekten de, bu ilaçlarla yapılan kan basıncı kontrolü daha başarılı olmaktadır. Bacak damarlarında pıhtı (tromboz) oluşunca veya bu pıhtıların akciğer toplar damarlarını tıkaması sonucu gelişen embolilerde tedavi ilkesi, kanın pıhtılaşmasını geciktirip akışkanlığını arttıran ilaçlar kullanmaktır. Genellikle üç ile altı ay süren bu tedaviler, eğer hastanın pıhtılaşmaya eğilim yaratan bir sorunu varsa, hayat boyu devam etmesi gereken ilaç uygulamlarına dönüşmektedir. Bu oldukça önemli bir karardır, çünkü aynı ilaçlar hayatı tehdit eden kanamalara yol açabilmektedir. Özel yaklaşım gerektiren bu hastaların tanımlanabilmesi için bir çok laboratuar testi yapılmakta ve testler uzun sürede sonuç verdiğinden tedavide belirsiz bir dönem yaşanmaktadır. Nanoteknoloji ile ürtilen bir test sayesinde, pıhtılaşma eğilimi ile ilgili 10 önemli moleküldeki bozuklukları, hemen hastanın yatağının yanında, dakikalar içinde belirleyebilecek testler geliştirilmiştir. Damardan verilen boya maddelerinin (kontrast ajanlar) yerine geliştirilen nanoürünler; enfarktüs geçiren bir kalpteki hasarı gidermeye çalışan moleküller; bir hastalığın aynı anda hem tanısını hem de tedavisini sağlayan çift etkili nanomoeküller; yapay damar, kalp kapağı ve eklemlerin üretiminde nanoteknoloji ile üretilen ürünler diğer önemli araştırma alanlarıdır. Milyarlarca dolarlık endüstrilere dönüşme potansiyeli yüksek olan bu yeni ürünler konusunda büyük bir patent kavgası ve karmaşası yaşanmaktadır. Bu konudaki düzenlemlerin yapılmasını sağlayacak ulusal ve uluslararası kuruluşlara gerek duyulmaktadır. Nanotıp uygulamalarının potansiyel riskleri ve tehlikeleri olabileceği de öngörülmüştür. Vücuda ve hücrelere çok kolay ulaşabilen nanoürünlerin işyerlerinde meslek hastalıklarına ve zehirlenmelere yol açma olasılığı vardır. Nanomoleküllerin doğada nasıl bir yaşam sürdürecekleri, diğer moleküllerle etkileşimleri ve atık olarak riskleri de tam olarak bilinmemektedir. Nanoürünlerin bireysel ve toplumsal olarak kötü amaçlarla kullanılması da mümkündür. Bu tartışmalar ve belirsizliklerin benzerleri, tarih boyunca önemli bütün bilimsel gelişmelerin ardından yaşanmıştır. Tarihi belgeler bu gelişmelere zamanında altyapı ve insane gücü yatırımı yapabilen ülkelerin ekonomik olarak güçlendiğini de kanıtlamaktadır. |
|
|
Yazan Administrator
|
|
| Pürin |
|---|
 | | Kimyasal Adı | 7H-purine | | CAS numarası | 120-73-0 | | PubChem | 1044 | | SMILES | C1=C2C(=NC=N1)N=CN2 | | Kimyasal formül | C5H4N4 | | Molekül ağırlığı | 120.112 | | Ergime noktası | 214 °C | | Kaynakça ve sorumluluk reddi |
Pürin (1), heterosiklik, aromatik bir organik bileşiktir. Birbiriyel kaynaşmış imidazol ve pirimidin halkalarından oluşur. Pürin türevleri genel olarak "pürinler" olarak adlandırılır. Pürinler ve pirimidinler (pirimidin türevleri) azotlu bazlar arasında yer alan iki gruptur. Bu bazlar deoksiribonükleotitler ve ribonükleotitlerin içinde yer alarak hücrelerdeki genetik bilginin kodlanmasında önemli bir rol oynarlar. DNA ve RNA'nın canlılardaki yaygınlığı nedeniyle, pürinler doğada en çok görülen azotlu heterosiklik bileşiklerdir.[1] Konu başlıkları- 1 Başlıca pürinler
- 2 İşlevleri
- 3 Tarih
- 4 Metabolizma
- 5 Besin kaynakları
- 6 Sentez
- 7 Kaynaklar
- 8 Ayrıca bakınız
- 9 Dış bağlantılar
|
Başlıca pürinler Doğada bulunan pürinlerin miktarı muazzamdır, çünkü nükleik asitlerde bulunan nükleobazların yarısı, adenin (2) ve guanin (3) pürin türevleridir. DNA'da bu bazlar tümleyici pirimidinler olan timin ve sitozin ile hidrojen bağları oluştururlar. Buna baz eşleşmesi denir. RNA'da adeninin tümleyecisi timin yerine urasildir. Kayda değer diğer pürinler arasında hipoksantin (4), ksantin (5), tiobromin (6), kafein (7), ürik asit (8) ve isoguanin (9) sayılabilir. 
İşlevleri DNA ve RNA'nın yanı sıra, pürinler çeşitli diğer önemli biyokimyasalları oluştururlar, ATP, GTP, NADH, koenzim A gibi. Pürinin kendisine (1) doğada rastlanmaz ama organik sentez yoluyla üretilebilir. Tarih 'Pürin' adı Alman kimyager Emil Fischer tarafından 1884'te Latince purum uricum sözcüğünden türetilmiştir. Fisher, pürini 1899'da sentezlemiştir.[2] Reaksiyonun başlama noktası ürik asitti, bu bileşik 1776'da Scheele tarafından böbrek taşlarından saflaştırılmıştı[3]. Urik asit (8) PCl ile reaksiyona sokularak 2,6,8-trikloropürin oluşturmuş (10), bu da HI ve PH4I ile 2,6-diiodopürine dönüştürülmüştü. Bu sonuncu madde, çinko tuzu ile pürine (1) indirgenmişti. 
Metabolizma Çoğu organizma pürinleri sentezlemek ve parçalamak için metabolik yollara sahiptir. Pürinler, nükleozit bileşikler olarak (riboz şekerine bağlı bazlar olarak) sentezlenir. Pürinlerin yıkımı sonunda oluşan ürik asitin metabolik bir bozukluk sonucu vücutta birikmesi gut hastalığına neden olur. Besin kaynakları Pürinler et ve et ürünlerinde, özellikle ciğer ve böbrekte, yüksek miktarda, bitkisel gıdalarda ise az bulunurlar [4]. Normal düzeyde pürinli gıdaların tüketimi gut hastalığı riskini artırmaz.[5] Sentez Formamid açık kapta 170 oC 28 saat boyunca ısıtılınca pürin iyi bir verimlilikle elde edilir[6]: 
Oro, Orgel ve arkadaşları dört HCN molekülünün biraraya gelerek diaminomaleodinitril (12) oluşturduğunu, bunun da hemen tüm doğal pürinlere dönüştürülebildiğini göstermişlerdir.[7][8][9][10][11]: 
Traube pürin sentezi (1900) Wilhelm Traube'a atfen adlandırılmış klasik bir reaksiyondur; amin ornatıklı bir pirimidin ve formik asit ile gerçekleşir[12]: 
Kaynaklar |
|
|
Yazan Administrator
|
|
Su molekülü; yeşil çizgilerle birleştirilmiş moleküller hidrojen bağını temsil ediyor. Hidrojen bağı, kimyada tek bir hidrojen atomu, oksijen ve azot gibi iki elektron negatif atom arasında ortaklaşa kullanılması durumunda oluşan bağdır. Van der waals kuvvetinden güçlü olmasına karşın, tipik hidrojen bağı iyonik bağ ve kovalent bağdan daha güçsüzdür. Proteinler ve nükleik asitler gibi makromoleküller içinde, aynı molekülün iki parçası arasında var olabilir. Hidrojen bağı ismi, bağın bir hidrojen atomunu kapsamasından gelir. Genelde bağ, hidrojenin flor, oksijen ve nitrojen gibi elektronegatifliği yüksek atomlarla yapmış olduğu kuvvetli bir etkileşim türüdür. Eğer hidrojen bağı atomu iki atom arasında ortak kullanılıyor ise meydana gelen iki molekül arasındaki zayıf bir bağdır. Hidrojen bağları genellikle oksijen ve azot gibi negatif elektrik yüklü atomlarla diğer bir negatif yüklü atomlara kovalent olarak bağlanmış hidrojen atomları arasında oluşan bağlardır. Dipol dipol etkileşmesinin kimyadaki en bariz örneğini teşkil eder. |
|
| | << Baslangıç < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Sonraki > Son >>
| | Sonuçlar 31 - 36 in 216 |
|
|
|